Sample picture
 
Suskunluğunu bırakıp dövüşmeye başlıyor bu gece Asi’nin sevdiği... en parlak zırhını kuşanmış... ‘İstemek Demir’i’... Karanlık da kamaştırıyormuş demek ki... kamaşıyor onu isteyişiyle yüreği... ruhu... teni... kamaşıyor Asi. Uzanıp, o sözleri tatmak da istiyor sevdiğinin dudaklarından... fısıldamak yavaşça... ‘Tadımız... tadımızı unuttun söylemeyi’... beklemek istiyor orada... Demir’i beklemenin güzelliği doldursun soluklarını... fısıldasın o da... nasıl tattığını, dudaklarını... ... ... Fakat neden... neden hala demiyor ‘O kız sensin, Asi’... neden hala gizli... neden hala ona soruyor sevgilerini... e.min değil mi? Gözlerinde gördüğü şüphe mi? Kendini mi sorguluyor, Asi’yi mi...

-Öyle bir tarif ediyorsun ki... sanki onu bulmuş gibisin... o zaman neden bana anlatıyorsun... niye gidip kendisine sormuyorsun?

“Aşk için dövüşebilir misin?” diye sorup duruyor bir fısıltı... Asi için, verir canını... ama çalamadı işte o gece kapısını... Onun kadar çaresizce istiyor mu Asi’de bu adamı... bilmek istiyor artık, tahammülü kalmadı... Cesaret verdi Asi’nin onu kıskanması... korkmadan aydınlığa çıktı sıyırıp karanlığı... O neyidir Demir’in, duymalı... güneşi, rüzgarı, çamuru... gururu, erdemi... Demir’in boyun eğmezliği... gözlerinde her dem gördüğü sevgi... Sarhoşluk yok bir dirhem bedeninde... aşk söyletiyor herşeyi... sevdiğinin buğusunu almış, aşkla parlarken gözleri... Asi’ye açtı Demir’i..

-Sence sormalı mıyım?

Bilmiyor Asi... İstanbul’da ona ait kararları bile Demir’in verdiği düşünülürse, fikrini sorması garibine gitti... Demir versin kararı...

Onu duydu... gözleri her bir anında onundu... ama neden anlamamazlığa geliyor sevdiği... neden sanki o kız bir başkasıymış gibi davranıyor Asi... sözleriyle de dikleniyor kendine... “sen karar ver” diye... Gülmüyor... reddetmiyor... ama desteğini hissetmemek cesaret ettiği ‘biz’de... onu yapayalnız bırakıyor. O seven gözlere, seven sözler eşlik etmeyince mesafeler geliyor... bakamıyor daha fazla Asi’ye... umduğu bu değildi... görmeyişi bunca açığa çıkışına rağmen, Asi’nin Demir’i... pes ettiriyor yüreğini... “Afedersin... unutalım gitsin...” Kaçıyor Demir geri... Asi’ye gözlerinden gelen bir izin gibi.... girsin artık içeri... bıraksın tek başınalığında Demir’i...

Kabuğuna çekiliyor Demir... gözlerinin önünde alıyor kendini içeri... tutup silkelemek ve ‘dön bana geri’ diye sarsmak istese de sevdiğini... hiç bir şey yapamıyor Asi... Uçsuz bucaksız suskunluğunda artık sevdiği. Rahat bırakmayacak ama yaşamasını bunu... sorarak, “Nasıl biriyle evlenmek istemediğini” bilmek isteyip istemedeğini, kışkırtacak onu. Özü hala demir kabuğunun içindeki yangında ama gözleri dönüyor Asi’ye, kaşları çatılıyor, karşılıyor bakışlarıyla ondan gelecekleri... Çoktan geride kalmış öfkesinden, intikamından bahsediyor Asi... neler düşündüğünü, neler hissettiğini anlatmaktan çekinen... bu yüzden insanlarla arasına kocaman mesafeler koyan... elindeki herşeyden sıkılan... ele geçiremediği herşeyi isteyen...

... bilemiyorum ben ne diyeyim... kızıyorum bir parça Asi’nin acımasızlığına... darbe üzerine darbe gelir gibi bu oğlana... anlamaya da çalışıyorum Asi’yi... kendini açıkça istediğini duyamayışının acısıyla, acıtmak istiyor o da Demir’i... ama bu çocuk değil anlattığı gibi biri... Asi bilmez mi... öfkesini çoktan terketti sevdiği... intikamsa artık kabul edemeyeceği bir ödeşme şekli... insanlarla mesafeleri olabilir, ama Asi ile ‘biz’ görüyor kendini... ne çit... ne mesafe... tül bile değil aralarındaki... Neymiş sıkıldığı... neymiş ele geçiremediği... Asi mi?... Asi çoktan beridir Demir’in değil mi?.. ‘Korkuyorsun beni sevdiğini söylemekten’ de, anlayacağım o zaman bu yüreği... ama bütün bunlar da Demir’e bunu söylemenin bir yolu değil mi?..

Demir şaşırıyor... böyle düşünüyor olamaz Asi... Hadi herşeyi yanlış değerlendirdi, bari getirsin gerisini... gözleri hayretle açık, soruyor... “Ben böyle biri miyim?”... Daha bitirmedi Asi... hem ne biliyor Demir, onu mu tarif ediyor ki... işte o, her zaman ki kendinden e.minliği...

-Aşkını cesaretle savunamayan... engeller karşısında geri çekilen... evlilik teklifini yüreklice... açık açık yapamayan biriyle asla evlenmek istemem.

Demir’in imalara gizlenerek gelişi... görüyor ki kızdırdı sevdiğini... kendinden biliyor ki, aşk bir yetmezlik hali... ‘daha’ diyor sevdiği... ‘daha’... ‘seni’ istiyorum... ‘savun bizi’ istiyorum... ‘geri çekilme’ istiyorum... imalardan bende yoruldum... söylemek istediğin, ‘seni seviyorum’... senden bunu açık açık duymak istiyorum. İmalarla gelişin yetmez bana... sarınma boşuna... bana geldiğinde üstünde... aşkından başka hiç bir şey görmek istemiyorum...

Ceylan’ın feryadıyla kendilerine geliyorlar... evde Defne’yi üzüyorlar...

İhsan ve Neriman ateş püskürüyor yeni çifte... madem ki rızalarını almadan evlendiler, gitsinler ne halleri varsa görsünler. Onları çaresiz bırakmış olmaları... Defne’nin gelinliğiyle gelip anlayış bekleyişi, değiştirmiyor hiç bir şeyi... İhsan’da frenlemeyi başaramıyor Neriman’ı. Bağırış sürüyor salonda ama kimsenin haberi yok Ceylan ne halde dışarıda... el kadar çocuk sanılıyor ama anlıyor herşeyi o da.

Büyükler... hep onlar dinlendiler... ama kendileriyle alakası olmayan bütün sorunlardan da hep Defne ve Kerim zarar gördüler... onlar görevlerini yaptılar... son bir kez ne kadar kararlı olduklarını onlara gösterdiler... ve artık gidebilirler. Defne hala dirensede ‘izin’ için... bir gülümseyişle o kapıdan çıkmak için... “evinde kal kızım... babanın sözünü dinle...” uyarısı geliyor İhsan’dan... Kardeşine dönüp sarılıyor Defne... “Cesaret ver bana Asi... yapabilirsin de.” Nasıl taraf olabilir aşktan başkasına Asi... “Sevdiğin adam yanında, bak ona. Yeterince cesur”... daha ne diyebilir ablasına... Defne ailesinden kopuyor, bu andan sonra o ev artık Defne’nin evi değil adeta... tek çöp bile götürmesine müsade edilmiyor kendinden başka...

Asi’nin ise bir açıklaması var yapacak anne-babaya. Bu gizli evliliğe destek verdiği her halinden belli, inkar etmiyor zaten... daha fazlası da var... hızlandırmak içinde elinden geleni yaptı hatta. Neriman salonu terkediyor bu açıklamayla. En çok da Asi’nin bu tavrı gücüne gidiyor İhsan’ın... en büyük dayanağıydı çünkü babasının. Bu evde çok şey değişti oysa yakın zamanda.. bundan da ne Defne ne de Asi sorumlu... asıl seven iki insanı ayırmazdı, Asi’nin tanıdığı İhsan Kozcuoğlu. Ortak bir anlayışa varamayacakları ortada... ... ... Eli boş gönderilen ablası için bir kaç parça eşya hazırlıyor. Annesinin de izniyle, Demir’in çifliğinde olduklarını bildiği yeni çifte götürmek üzere yola koyuluyor. Yolda Cemal Ağa arıyor... onları kendi konağına davet ediyor. Çiftliğe vardığında, camdan gördüğü manzara ise Neriman’ın bağırıp çağırmasından daha ağır geliyor...

Demir’lerin çiftliğinde de fırtınalar kopuyor... Süheyla’da Neriman’dan daha aşağı kalmıyor... Leyla’nın çabaları onu, yumuşatmak bir yana, daha öfkelendiriyor... Demir’in gelişiyle bütün öfkesini yeğenine yöneltiyor... çünkü onlara Demir’in akıl verdiğini düşünüyor. Kerim ve Defne bir karar verip uyguladılar... bunu kabul edemiyor. Kerim’den gelen telefonla haberleri oluyor ki, İhsan Beyler aşırı tepki göstermişler... abisinin sesi berbat... Leyla, anlayış istiyor teyzelerinden onlar adına. Süheyla’nın cevabı ise terketmek oluyor salonu bu anda. Defne ve Kerim çiftliğe geliyor... gelinimiz kendini hiç iyi hissetmiyor, Süheyla’da ailesi gibi bir tepki gösterirse ne yapar bilemiyor. Melek yetişiyor imdatlarına... içten mutluluklarını paylaşıyor, peri kızı gibi olmuş Defne ve Kerim abisiyle. Aslan’dan geliyor bir sonraki tebrik... öpüyor yanaklarından üvey kardeşini ve “Takma kafana” diyor o bildik Aslan ağzıyla Defne’ye... “geçer gider, buna da alışırlar”... Demir çıkıyor yanlarına onların geldiğini duyunca ama Süheyla hala içerde. Keşke de içerde kalaymış bütün gece dedirtiyor hepimize... Kendisine yanaşan Kerim’e el vermek ve sarılıp tebrik etmek yerine, ellerini göğsünde bağlayarak reddediyor bu çifti onun nezdinde... Nasıl bir yürek... anlamakta zorluk çekiyorum bir anne olarak. Asi kapıyı çalıp girerken salona. Asi’nin gelişine tutunuyor Defne... ayakta duracak hali yok o anda Kerim’e bile... “Beni buradan götür lütfen...” Bu akşam ablasının kendine sığınışında ikinci kez yol gösteriyor ona... “Hadi gidelim...”... gözleri önce Kerim’e ardından Demir’e dönüyor... buluşuyor bir anlığına onunla... zaten kararlı ablasını bırakmaz burada ama Demir’in desteğini de alıyor minicik bir kafa sallayışta... bunun ne kadar önemli olduğunu düşünüyorum o anda. Önemsiz gibi gelen bu detayda yine nasıl bir birlikte hareket etme içgüdüsü Asi-Demir’de... kim öğretir bunu insana... istemdışı bir aranış olmalı, hayvansal bir içgüdü adeta.

Aslan çıkıyor salandon önce... yetişiyor kızlara... “Bir dursanıza... nereye gideceksiniz şimdi...” Kerim yetişince, kacasına bırakıyor Defneyi... Aslan’a müsade. Peşine Demir yetişiyor kapı önünde konuşan gençlere. Asi, Defne’ye sesleniyor... dedeleri onları bekliyor... ama bu arada Kerim, Defne’den özür dilemeye çalışıyor... mahçup etti teyzesi onu... hiç tahmin etmiyordu bunu. Hiç ses yok Defne’den... arabaya geçiyor sessizce. Kerim durdurmaya çalışıyor Asi’yi... “Dedende ne işimiz var... biz bir otele gideriz”... Oysa Defne’nin aileden birilerinin onun yanında olduğunu hissetmeye ihtiyacı var... Asi haklı bunu söylemekte... Defne gibi duygusal birini düşünemiyorum bu gece bir otel odasında Kerim’le... Kızlar yerleşiyor Kerim’in arabasına. Olan biteni izleyen Demir geliyor taze damadımızın yanına... sarılıyor dostuna... eli ensesinden sıkıyor güçverircesine ara ara... ”Canını sıkma... yanındayım her zaman...” Bunu unutmasın dostu... üstelik yeni evliler, tadını çıkarsınlar bu günler geçecek nasılsa. “Birbirinize dikkat edin...” diyor en son olarak onlara... evlilik böyle de bir gücü getiriyor değil mi yanında... birbiri olmak ve birbirine dikkat etmek... iki kişinin gücü... icabında yok dünyada. Sadece Kerim ve Defne’yi değil... canını da gönderiyor o akşam onlarla...

Cemal Ağa, gözü yolda kendisi kapılarda bekliyor gelin olmuş torununu ve güleç damadını... ilaç gibi geliyor o an gerçektende dededen görülen bu ilgi. Hayır dualarını alıyorlar o gece ilk defa... bir yastıkta kocasınlar inşallah. Ama ne olmuş onlara öyle... gülsünler, eğlensinler, bu gün onların günü... Defne müdahale ediyor “Dede çok kötü şeyler oldu...” Cemal ağa atıveriyor kocaman bira “Amaaannnn” ortaya... bu güne kadar hadisesiz bir evlilik görmemiş daha... toplasınlar kendilerini... herşey girecek yoluna. Kendi odasını açıyor onlara... tembihliyorda damada... pek hassastır, iyi baksın torununa... Söylemesine bile gerek yok, Defne olduğu gibi büzülüvermiş yatağa... o gece uyuyakalıyorlar elleri ellerine kenetli tutunuşta.

Bir erkek eli uzanıyor kırmızı goncaya... taç yaprakların hemen altından tutuyor yavaşça. Bir kızın eli uzanıp altlarına doğru kesiyor bahçe makasıyla. Bakıyoruz ki, Demir... kırılgan saplarında goncaları yatırmış kucağına... son kestikleri gülü de yerleştiriyor onlara... Melek kardeşi yanında. Kocaman bir buket olmuş, toplamışlar birlikte... sayılmıyor tek mi çift mi... umurlarında da değil, güzellikleri önemli... Demir’in siyahlığına nasıl bir hayat getiriyor bu kırmızı güller... saplarında yeşiller... filiz versin istiyorduk aşklar... çoktan boy vermişler biryerlerde meğer... toplanma vaktine bile gelmişler. “Bunu da koyalım” diye, bir demet de Leyla getiriyor Demir’in kucağındaki güllere ilave. En güzel gülleri toplanıyor sera’nın... kendileri kadar güzel bir buket yeni evlilere. Mutluluk verir belki bir nebze olsun gördüklerinde yüzlerine. Anlıyoruz... Demir ziyarete gidecek yeni evli çifti... erkenden kalkmış ve yakındaki seranın yolunu tutmuş çiftliğin gençleri... güller üçünden... en iyi dileklerle yeni günden...

Asi’de dedesinden öğütlü... erkenden gidecek konağa, yeni evli çiftlere... İhsan rastlıyor ona kapı ağzında... Defne nasıl... iyi mi... nerede kalıyorlar... Konakta mı... hımmm iyi... Asi’de gitsin tabi, yanında olsun kardeşi... hassastır Defne, yalnız olduğunu düşünmesin, gülsün yüzü... hele annesine çok düşkündür... anne kırgınlığ, kırar Defneyi. Fatma ana da yetişiyor bu arada ona... puf böreği yapıvermiş, götürsün Defne’ye alsında... balkondan herşeyi takipte Neriman’da...

Asi’nin ellerinde puf börekleri... Demir’in ellerinden topladıkları gül demedi ve Kerim’in birkaç parça eşyasını koyduğu çanta... karşılaşıyorlar konağın sokağında... Neden orada oldukları çok belli... merak ettiler yeni evli çifti. Asi ilk defa görüyor Demir’in elinde bir çiçek demedi... ben bile yadırgıyorum... uzun uzun yazıyorum onun kucağındaki yeni koparılmış gülleri... o nasıl dikkat etmesin, takılı kalıyor bir müddet sevdiğinde alışık olmadığı renklere gözleri. Demir ona hiç çiçek vermedi... veremedi... inci tarağını bile verene kadar neler çekti... Onlar birlikte sokağın içine doğru yürürken Asi ve güller geçit yapıyor kameradan... çok yakıştıklarını düşünüyorum bu kırmızı güllerin Asi’ye... o bir yaban çiçeği ama salon gülleri de muhteşem görünüyor onunlayken... soruyorum kendime de... Asi’ye ne yakışmıyor ki diye?.. Demir izzahat veriyor sevdiğinin gözleri güllerindeyken... çiftliğin yakınındaki seradan... “Kim topladıysa eline sağlık” diyor Asi, o kadar güzeller ki... “Melek, Leyla, ben...” Asi’nin gözleri bu sözlere takılıyor şimdi de... Demir bir şeyden habersiz... gözü güllerde, devam ediyor sözlerine... “...üçümüz birlikte yaptık... ortaklığımız başarılı oldu o zaman... sevindim.” Asi hızlanarak onu geride bıraktığında farkediyor Demir durumu... kızdırdı bu söyledikleri yine onu. Şaşkınlıkla asılıyor suratı... sesleniyor ardından... onun gibi zeki birinin meseleyi bu kadar büyütmesi çok tuhaf... Asi durup bekliyor onu... “Hangi meseleyi?”... o bir şey söylemedi. Birbirlerine numara yapmasınlar... Demir’in Leyla’dan bahsettiğini biliyor Asi... “Leyla mükemmel bir kız.” Asi övgüyle bahsediyor ondan... Demir’se hala kayıp bu olayda... Onun kardeşinden farksız Leyla... neden inanmak istemiyor sevdiği buna?.. İnandırıcı olmadığından olabilir mi mesela... düşünsün bakalım biraz daha... Ama Demir asıl Asi’nin düşünmesi lazım geldiğini söylüyor... Tabi, bu da bir oyun ya... topu karşı tarafa atsın ve kurtulsun... insanın kendini eleştirmesi çok zor, farkında Asi... ama bir yerden başlaması lazım sevdiği. Belki kendini Asi’nin yerine koyarak... olaylara onun gözüyle bakarak başlayabilir. Ama bakmaz... bakamaz Demir... çünkü o gözler yanlış görüyorlar.

Dün kendini açıkça ortaya koymuştun diyor, Asi... neydi hatırlatır mı?... Mesela kendinden fazla e.min olması... dün Demir kabullenmemiş miydi... “Ben böyle biri miyim?” dememiş miydi... ama Demir’in yüreğini dağlamış asıl bundan ötesi... “Haaaa tamam... birde ne vardı... elindeki herşeyden sıkılan... ele geçiremediği her şeyi isteyen...”... o bunları tekrar ederken, gözlerimin önünde canlanıyor dün geceki ifadesi... o Demir ama çelik gibi soğuyor gözleri... çetelesini tutmuş bütün söylenenlerin de belli... bunlar acıtmış olmalı en çok yüreği... Bu Asi’nin görmek istediği Demir... sanki böyle olursa haklı olup mutlu olacak... Hayır işte öyle değil diyor, içinden Asi...... çeviriyor başını... hiç bir şey bilmeden konuşuyor sevdiği... anlamıyor kendini... Leyla ile o konuşmadı çünkü... görmedi o kızın gözlerindeki sevgi beklentisini. “Baştan sona yanlış...” diyor Demir... evet... yanlıştalar... herkes kendi yanlışında. “Çocuk gibisin Asi... hem yanlış anlıyorsun... üstüne bir de inat ediyorsun...” Leyla ile paylaştıkları konuşma özeldi... Demir hakkında ama Demir’e söylenmeyecek bir şeydi. Kıskançlığıyla bu kadar irdeledi ama bundan ötesi, bir sırdaşlığı açık etmek, bir güveni kötüye kullanmak olacak ki... bunu yapmaz Asi... “Boşuna tartışıyoruz “ diyor... ve kesiyor konuşmayı...

Gitmiyorlar ama bir yere... duruyorlar hala aynı yerde... O kısacık sokağı aşamadılar bir türlü... böyle mantıksız şeyler yaptırtıyor, birlikte olmak ihtiyacı. Demir’in dikkatini çekiyor bu seferde Asi’nin elindeki kek saklama kabından görünenler... soruyor “Ne var bunun içinde?”... Börek demek gibi basit bir açıklama yerine... ‘Fatma Ana’ diyor Asi... Defne’ye yolladı... yani onun değil elindeki... hiç sulanmasın sevdiği. Demir’in umurunda değil kimin gönderdiği... yada kime olduğu... sevdiğinin elinden bir şeyler yemek onun tek derdi... Dolmalar yok, beşer beşer koyacağı, ama puf börekleri de idare eder... uzatıyor elini... “Bir tane alabilir miyim?”... Bir hamlede kaçırıyor börekleri ondan Asi... saklarken gerisine, söyleniyor da onlar Defne’nin diye. Demir beklemiyor bu tepkiyi... “Bir tane de mi vermezsin?”... dolu halbuki kabın içi. Hayır, alamaz Demir... ama inanası gelmiyor buna Demir’in... “Hadiii...”... uzanıyor yine kabın kulbuna... çekiştiriyorlar kabı ikisi de bir tarafa... “Bırak dökeceksin hepsini”... o zamanda “ver ben tutayım “ diyor Demir... aşırır içinden bir tane belki... Buraya kadar getirdi, içeride götürebilir Asi... hareketleniyor bunun için... Ama Demir kımıldamıyor bile yerinden... Ona güllerden bir tane bile çıkarıp vermediği için alamadığını düşünüyor böreğini. Demir’in kendini takip etmeyişi dikkatini çekiyor Asi’nin... dönüyor geri... “Geliyor musun... gelmiyor musun?”... Demir elindeki gül demedini kaldırıp gösteriyor... “İstiyor musun?”... Kesin bir “Hayır” geliyor Asi’den... O güller diye düşünüyorum... ne güllermiş gerçekten... Bu sefer Demir’le bir geçit yapıyorlar önümüzden... yüzüne doğru kaldırıp, kokluyor Demir onları... derin derin çekiyor içine kokularını... “Anladım... istiyorsun... o zaman gelirim”... En nihayet vardılar kapıya ama daha söylenecek sözler var orada. Bu çiçekler Kerim ve Defne’ye... kusura bakma diyor Demir... sanki Asi istemiş gibi... Asi’de farkında, ona inatla börek vermediğini sanıyor Demir... ama kendi gözüyle görecek, o böreklerden niye alamadı hiç birini. Demir duymuyor artık onu bence... bir gonca gülü kokluyor içeri girmeden son kez, gözleri Asi’de... o kokladığı sevdiği, kalıyor bir müddet Demir’de...

Cemal Ağa’da elceğiziyle sigara böreği sarıyor ilk göz ağrısı azıcık gülsün diye... belli ki, herkes seferber oldu yeni evli çiftlere. Kerim ve Demir, sohbet ediyorlar hazırlanmış kahvaltı sofrasının başında... “Eee iyisin hadi... koca konak emrinde” diyor Demir, Kerim’e. Onu boşversin de, Defne hiç iyi değil... kaygı var damadın gözlerinde. Böyle bir durumu yaşamayan anlayamaz... dokunmaya korkuyor karısına, ondan da uzaklaştı Defne. Demir yok bir anlığına artık orada... dalan gözleri hangi dünyada... Demir’den iyi kim bilebilir, dokunmak için özgür olmayı beklemeyi o eşikte... Özgürken bile hala beklemek daldırıyor o gözleri işte... sevgi dokunmadan düşünülebilir mi... kendi sevgilisine dokunabildiği o birkaç müstesna an geliyor olmalı gözlerinin önüne... herbiri sevişmelerine ipucu, duruyor Demir’de... Asi’ye dokunmak ne kadar farklı geriye kalan herşeye dokunmaktan yeryüzünde... Birde bilebilse, nedir... sabırla bekleten... başka türlüsüne razı getirtmeyen... bu kızı bu kadar özel kılan kendinde. Evli olmak Asi’yle... ve bekliyor olmak dokunmak için özgürce, o hala hazır değil diye... nasıl bir işkence... ama biliyor ki... beklerdi Demir’de... “Hoş geldin...”... Defne’nin bitkin sesi getiriyor onu kendine...

Kerim’in telefonu çalıyor... Antakya’ya gelme planları yapan Bala arıyor... birşeyler için ısrar ediyor olmalı... bezdiriyor. Kerim onunla konuşurken, Asi elinde gül vazosu, yanından geçiyor... kulağı konuşmalarında. Demek ki Bala’yı Kerim’de tanıyor... Yüzlerde gülücükler, dillerde günaydınlar... kucak dolusu güller... itinayla korunan börekler... hep bir parça gülücük için. Ama o da yarım yamalak gelebiliyor Defne’den... ‘Anne’si Defne’nin dilinden ilk dökülen. Herşey yoluna girecek diyor Cemal Ağa... dün bir bugün iki... hemen olmaz... az bekle. Buyur ediyor gençleri, kahvaltı etmeye... Kerim takılıyor Demir’e... “Demir iyisin vallahi... işi gücü bıraktın, kahvaltıya oturuyorsun... hangi dağda kurt öldü...” Bu ortam bırakılır mı... kovsalar gitmez... gözler masada karşısına oturan Asi’de... iyiki evlendi Kerim ile Defne. Defne uzanıyor böreklerinden birine... üzme kendini diyor Kerim eşine ama Defne’nin aklı sanki şu an sadece önündeki böreklerde... kocaman bir parça koparıp atıyor ağzına, kocasının şaşkın bakışları arasında. Çok lezzetli olmalı diye düşünüyor Kerim... o da tatsın... uzanıyor böreğe... parmakları kalıyor tabağın üzerinde Cemal Ağa’nın sözleriyle... ”Damaaat...” işaret parmağın olumsuz sallanması yetmiyormuş gibi, kaşlar gözler de oynuyor, alma sakın o böreklerden bir tane bile diye... Demir bekliyor bu fırsatı... ilk çekişmelerini bıraktılar zaten börekler için kapı girişinde... nasıl unutur kabı kaçırışını ondan özenle... uzanıyor şimdi ortada açıkça duran böreklere... Asi’den anında geliyor ona gözleriyle müdahale... Onun da eli kalakalıyor tabağın üzerinde... kacaman bir gülümseme beliriyor yüzünde... Asi izzahat veriyor herkese... Çocukluğundan beri o masadayken kimse böreğe uzanamaz. Görünüşüne aldanmasınlar, hepsini bitirecek o böreğin Defne. “Bu senin fikrin olmasın” diyor Demir... börekten ümidi kesip, uzanıyor ekmek tabağına... Alakası yok... ama Demir hala kendi inancında... belkide Defne paylaşıyordur ama Asi öyle dediyse öyle kalmıştır bu börek davası... tanımaz mı sevdiğinin inadını.

Kahvaltı sonrası Demir’i geçirmek üzere avluya çıkıyor Kerim... dertleşiyor da onunla... bu iş böyle yürümez, bir an önce bir ev bulup bu cendereden çıkmalılar. Yatağını bile verdi Cemal Ağa... o mutlu burada olmalarından ama Kerim değil... ev işi acil. Defne ile beğendikleri bir ev vardı ama tutulmuş... hemen yenisine bakmak lazım. Nasıl bir çözüm üretebilirler bu soruna. Asi çıkıyor salondan tam bu sırada, yanlarına çağırıyor Demir onu... “...bakabilir misin biraz?”... bir komisyon daha kuruluyor, ayaküstü o an... Asi ile Demir, evi hazırlasalar, onlarda kafalarını dinleseler... Kerim ile Defne ne der?.. Asi kardeşinin zevkini biliyordur, sorun çıkacağını sanmıyor Demir. Kerim, Defne’nin ne diyeceğini bilemiyor... konuşmak için içeri giriyor. Demir, Asi’ye yanaşıp aklından geçenleri söylüyor, “Ben ofisteyim, işim bitince ararım... gider ev bakarız. Sen telefonumu bekle...” Hiç ses yok Asi’den... dinliyor onu öylece. Hadi Defne hiç bir şeye karar verecek durumda değil, Asi’de mi öyle... ”emredersiniz” yetişiyor Demir’in, ondan olur almadan gidişine... Durduruyor bu sözler Demir’i avlunun ilerisinde... ama dönmüyor geriye... yeterince zorladı onu, kendi de gitmeli işine.

İhsan ile Süheyla karşılaşıyor Bağdadi fotoğrafçıda... Süheyla hem çok kızgın Kerim ile Defne’nin gizli nikahına... hemde İhsan’a... Burnunun dibindeydi oğlu ve yokluklar içinde büyüdü... nasıl izin vebildi İhsan buna. Gençliğinden bu yana hiç bir şeyin değişmediğini düşünüyor. O hamileykende korktuğu için sahip çıkmamıştı Süheyla’ya... aynı korkularla da sahip çıkmadı sanıyor oğluna... Süheyla oğluna kavuştu ama anlaşılıyor ki hesaplaşması bitmemiş... Bitmedi elbet... önce Demir’i alet etmeye çalıştı buna... şimdi Aslan avucunda. İhsan’ı cezalandırmadan içi rahat etmeyecek... ama böyle davranmaya devam ederse, bulduğunu da kaybedecek, farkında değil Süheyla. Fotoğrafçı elinde resimler çıkıyor dükkandan, onlar konuşurken kapıda... Asi-Demir, Aşiyan’da o fotoğrafta... İstanbul’da birliktelermiş... bu yanyanalık susturuyor onları da. Demir’in fotoğrafını bizzat vermek üzere Süheyla alıyor yanına.

Asi, Demir yine birarada... Defne, dedesinin konağa çağırdığı annesiyle konuşmadan evden dışarı adım atmak istemiyor... boşta kalan Kerim’de ev bakmak için onlara katılıyor. İşleri çabuklaştırmak adına, iki kola ayrılmaya karar veriliyor... Asi bu fikre sarılıyor, Kerim’le gitmek istiyor. Oysa bu manasız değil mi? Kerim’de Asi’de Defne’nin zevkini biliyor... Asi, Demir ile gelse daha iyi olur... “...öyle değil mi Kerim?” diye Demir soruyor... Asi bu öneriye itiraz edemiyor. Yanlarında bir emlak komisyoncusu... ev bakmaya başlanıyor...

Ferah bir evi geziyorlar... salon güzel... duvar kağıdının rengi geniş göstermiş... itiraz edecek ya Demir... açık mavi veya duman rengi olabilir, diyor... oysa Asi, krem renginin derinlik kattığını düşünüyor... Demir savunuyor kendi rengini ısrarla... açık mavi de gök rengidir, insanın içini açar... altta kalır mı Asi, yapıştırıyor lafı, hertaraf gök mavi zaten, Demir burayı İstanbul mu sandı? Burası İstanbul değil... ama siz diyorum... siz... bir anlığına bu evi kendinize baktınız... kendinizi birbirinizin sandınız...

Başka bir odaya giriyorlar... bu odayı çocuk odası olmaya yakıştırıyor Demir... Asi’den geliyor bu seferde itiraz... ne yapacaklar bu kocaman odada... kreş mi açacaklar... burası oturma odası olmak için çok uygun. Demir kayıyor bir yerlere... neler var yine dalan gözlerinde... belli ediyor ama çok geçmeden aklındakini bize... “Kerim en az dört çocuk istiyor...”... bu şartlarda, Demir’in çiftliğinde daha rahat edeceklerini söylüyor Asi... Demir’de buraya yerleşir... Bakalım sığar mı Demir bu eve... soruyor... “Sen kaç çocuk istiyorsun?”... Asi ile birlikte, evlililk gibi ona doğalca gelen şeylerden biri de ‘çocuk’ hayalleri Demir’e... cesaret edemedi hiç bakmaya o ‘çocuk’un olduğu yöne ama bu kadar yakınına gelmişken ne var sevdiğinin aklında bu konuda... öğrenmek istiyor bunu da. Daha onu sadece bir kez öpmüşken, elleri ellerinde alışkanlığa bile dönememişken... geçmiş boyu sorunlar önlerindeyken... bu ne delice bir fikir... alev alıyor ama bedeni ona bunu sorarken... Her konuda ona yetişen Asi... susmayı tercih ediyor aniden... Konuşamaz... utanır Demir’den... Bir canı ‘aşk çocuğu’ yapan o çoşku... daha dolu dizgin bedenlerinde yaşanamamışken... Asi-Demir’in bunu konuşabilmesi mümkün mü... Tam olarak değil... o çoşkuyla gelmeli çocuk, gözlerine... o çoşkuyla hissedilmeli yüreklerde... ana rahminden önce kalp atışları ellerde... Aşkları, çocuk olmanın ötesine taşıdığında o canı,... işte o zaman konuşacaklar, çocuğu. Demir’in yüzü, camdan dışarıya bakmayı seçen Asiye dönüyor ama üstelemiyor sevdiğine... yalnız bırakıyor onu düşünceleriyle... çünkü alev alev Asi’de... bakamıyor bile Demir’e...

Zil çalıyor... boş eve kim gelmiş olabilir... kapıyı komisyoncu açıyor... Demir merdivenlerden inmek üzereyken, onun şaşkın bakışları arasında Süheyla içeri giriyor... ”Teyze... sen ne arıyorsun burada”... Fotoğrafçıdan çıkarken gördü onları, takip etti arabalarını... ama Süheyla’nın yeğeninin şaşkınlığıyla ilgilenecek hali yok... soruyor “Kime ev bakıyorsun Demir?.. Yoksa sırada ikinci bir gizli evlilik planı mı var”... Kerim ve Defne için baktıklarını bilmiyor mu Süheyla... Asi-Demir için sanıyor o resmi gördüğü andan beri oysa... Çocuğundan soyadını bile esirgeyen, oğlunu reddeden bir adamın kızını kolluyor Demir... bu evliliğe nasıl taraf olabilir... herşeyi nasıl unutabilir... eğer o aileyle yakınlaşmaya devam ederse Süheyla’yı kaybedebilir... Yoksa zaten çoktan rest mi çekti teyzesine, Demir... Elbette değil... Kendilerine yapılanları unutmadı ama yeri, zamanı ve kişiyi doğru seçmek lazım gelir. Herkesi suçlayabilir mi Demir... Süheyla aptal değil... yeğeninin aklındakileri bilir... ama Demir’in düşündüğü şeyin olması imkansız... elindeki fotoğrafı fırlatırken havaya, uyarıyor onu... “Kafanı topla... tarafını seç... nerede duracağını bil...”

Demir ‘le teyzesinin seslerine Asi iniyor yanlarına... Süheyla gidiyor ama fotoğraf kalıyor ardında... İlk resimleri... ne şartlar altında ellerine ulaşıyor... “Kareden çıkamamışım...” diyor Demir, fotoğrafı alırken Asi’nin elinden... Asi’ninse kafasını kurcalayan soruyu soruveriyor hemen... “Bu fotoğrafın teyzende ne işi var?”... Babasıyla görüşmüşler. Dün neler konuşuyorlardı ... şimdi yaşadıklarına bak. Soyadı meselesi Demir’in de kafasını kurcalıyor... Asi’den yanıt almaya çalışıyor... “İhsan Bey’in Aslan’a soyadını vermek istemediğini bilmiyordum!”... İhsan acele işleri sevmez... Aslan’ı sahiplenecek ama herkes alışsın diye bekliyor. Ama diğer tarafta Süheyla bunca yıldan sonra bekler mi... beklemez... O sadece Süheyla’nın değil, İhsan’ın da oğlu... İyi de ne yapsın İhsan... “...oğlumu kazanacağım derken ailesini kaybetmeyi göze mi alsın” diye soruyor Asi... Demir nasıl bilmez bu durumu... Asi’nin tarif ettiği, Süheyla’nın şu anki tutumu... Teyzesi nasıl hızla kaybediyor yıllarca ailesi bildiklerini... kimse kalmadı evde Aslan yüzünden kırmadığı... bunun bir orta yolu yok mu?... Hiç değilse çözsünler sorunlardan birini... Kerim’i arıyorlar... uygun bir ev buldular... haber veriyorlar.

Neriman’ın konak ziyareti hiç bir netice vermiyor... Cemal Ağa... bağırın, çağırın, içinizi dökün ama barışın diyerek onları yalnız bıraksada... Defne ile Kerim arasında birşey olmadığını öğrenen Neriman... kızını alıp eve dönmeye, nikahı iptal ettirmeye ve başlamadan bu işi bitirmeye niyetleniyor. Ne Kerim var yanında, ne Asi, Defne’nin destek alacağı... ama “Olmaz anne... biz evlendik...” diyerek tek başına karşı çıkıyor.

Kerim, Demir’lerin önerdiği eve geliyor... beğeniyor... ev tutuluyor. Üçü birlikte... bir çay bahçesinde, içeceklerini yudumlarken, bir taraftan da Defne’yi bekliyor... Defne onlara katılmak için konaktan çıkıp geliyor ama kesinlikle hiç kendinde görünmüyor... annesiyle görüşmesi kötü geçmiş... anlaşılıyor. Onlar eşya bakmak için güne devam ederken, Demir ofise dönmesi gerektiğini söyleyerek izin istiyor. Asi’ye özel bir veda yok... ortaya bırakılan bir ‘görüşürüz’ ile herkes idare ediyor...

Süheyla şirkette bir avukat ile görüşüyor... oğlunu nüfusuna geçirmek için işlemleri başlatıyor. Ofise çağırdığı Aslan ile de durumu paylaşıyor... İhsan’ın kısıtlı imkanlarının karşısında Süheyla herşeyine oğlunu ortak ediyor... Üstelik Aslan, İhsan’ın tek oğlu ... çiftlik Aslan’ın olmalı diye düşünüyor... İhsan yaptıklarını telafi edecek bir şey yapmıyor mu... Süheyla yapıyor. Demir’in tefeciden aldığı borç senetlerinin sonuncusunu Aslan’ın ellerine teslim ediyor...

Demir, Leyla odasına gelip bilgi verince haberdar oluyor Aslan’ın Süheyla’nın nüfusuna geçirilmek üzere olduğundan. Hiç birine bu konuyu açmadı teyzesi. Demir’in canı iyice sıkılıyor bu işe. Teyzesi herkesi yok sayıyor, bu gizli nikahın karşılığı mı oluyor?... Sabırlı olmaya gayret ediyor... İç dünyasındaki hesaplaşmalarda o... Leyla hala orada mı çıktı mı farkında değil gibi ama sesiyle kendine geliyor... “Demir...”... daha o anda bir garipliğin farkında... Leyla ona ilk defa böyle sesleniyor... Hani bir ara evlenmeyi düşündüğünden söz etmişti ya... ne demek istediğini tam anlayamadı da Leyla... soruyor?

Bir kadın tarafından reddedilmek kadar zor olmalı böyle bir an... reddetmek Leyla gibi bir kadını... bir yakını... “Galiba konuşmamız gerekiyor... gel, yemeğe gidelim...” diyor... Şirkete yakın, yöresel yemekler servis eden bir restorana gidiyorlar. Buraya sıkça geliyor olmalı Demir, özel bir tabak yaptıklarını biliyor... Leyla’ya da bunu öneriyor... siparişlerini veriyor... ama yemeklerin gelmesini beklemeden hemen konuya girmek istiyor... Evlililkten söz etti... hani geçen gün... aslında evliliğe hazır olduğunu söylemek istemişti... Kerim Demir için neyse, Leyla da o... ikisi de kardeşi Demir’in... küçükkende böyleydi, şimdi de... bir şey değişmedi. Bu yüzden evlenirken yüzüğü birlikte seçeriz, dedi... Birbirlerini hep kollayacaklar, hep sevecekler, ikisinin yerini kimse dolduramaz... Ne diyebilir Leyla... aynen Demir gibi düşünüyor o da. Ama kalamaz bu şartlarda Demir’in karşısında daha fazla... öne sürüyor Bala ve ekibinin bir saate kadar Antakya’ya gelişini... Bu da nereden çıktı şimdi... Demir’in kaşlar çatılıyor... Bala buraya mı geliyor... hangi biriyle başa çıkacak bilmiyor... O bunu düşünürken, Leyla yemeğini iptal etmesini, kalkmak zorunda olduğunu söylüyor... kalkıyor kalkmasına ama uzaklaşamıyor... konunun nereden açıldığını anladığını sanıyor... Asi ile konuşmuş olmalı Demir, “Duygusal bir anımda söylediklerimi sana taşımasını beklemezdim...” diyor...

Taşımadı zaten, Demir biliyor... Leyla ve Asi’nin kendisiyle ilgili konuşmuş olduklarını duymak, onu sarsıyor... Kızsal konuşmalar... ne olduklarını tam kestiremiyor... ama Asi’nin kıskançlığının bir kapris olmadığını şimdi görüyor... Onu çocuklukla, kendisine inanmak istememekle suçladığını hatırlıyor. O zaman değil belki ama şimdi kendini Asi’nin yerine koyarak bakabiliyor... o gözlerin yanlış görmediğini şimdi kendi de görüyor. Leyla’yı kırdığına mı üzülsün, var dahi olmayan bir konunun Asi’ye kadar ulaşmasına mı... kendini eleştirdiği an geliyor... bilinçli değildi, ama hatalı olduğunu biliyor. Süheyla’nın onun ayaklarına fırlattığı resime bakıyor... o anlar şimdi rüya gibi geliyor... ne demişti Asi’ye... “bu günler geçecek...” acaba bunun gerçekleşmesi ne kadar sürecek? Şu an Antakya’dalar ve bu şehir onları hep gerçeklerle yüzleştirecek... Bala geliyor... tedbir alması gerekiyor. Kerim’i arıyor...tembihliyor... “Sakın, Asi’nin yanında Bala adını telaffuz etme...” başka ne yapabilir bilmiyor...

Bala ve ekibi şehre geliyor. Ayaklarının tozuyla şehirde yemek planları yapılıyor. Demir ve Leyla onları restoran’ın kapısında karşılıyor... Demir bu gün ikinci kez öğlen yemeği yemek zorunda kalıyor... sadece o kadarla kalsa iyi... Bala çiftliklerini de çok merak ediyor... üstelik başbaşa konuşacakları var... birlikte gitmeyi teklif ediyor...

Kerim, Defne ve Asi, bütün ev mobilyalarını tek bir mağazadan beğeniyor... bu arada kötü de bir tesadüf yaşanıyor... mobilya almak için girdikleri mağaza tam Demir’lerin Bala’larla yemek yedikleri restoranın karşısına denk geliyor... Kapıda gurubu karşılayan Demir’i görmesin Asi ile Defne diye, Kerim akla karayı seçiyor... neysi ki başarıyor... Mobilyalar eve getiriliyor... muhafazalarından çıkarılıp yerleştiriliyor... ev olabildiğince oturulabilir bir hale geliyor... Defne bir duvara sırtını dayamış... harıl harıl çalışan kocasını ve kızkardeşini seyrediyor... Ama geç oldu artık... Asi eve gidip dinlenmek istiyor. Kerim mutfak dolaplarının kapaklarını ayarlamak için yanlarından ayrılınca, Defne kardeşiyle korkularını paylaşıyor... gecenin kötü geçmesinden korkuyor... Kerim hiç korkunç biri değil... üstelik Defne’nin sevdiği adam... Asi “sakin ol” diyebiliyor...

Asi durakta... çiftiklere giden arabayı beklerken Demir arıyor... onsuz neler yaptıklarını soruyor... Eşyalar yetişti... evi biraz düzenlediler... hoş olmadı ama olsun pencereye çarşaf örttüler... en önemlisi de, merak etmesin Demir... Defne ile Kerim iyiler... Neredesin sen diye soruyor Asi... çiftliğe gidiyor Demir, o nerde... durakta mı... minibüs mü bekliyor... “Tamam... iyi akşamlar” diyor Demir ama... canı çok sıkılıyor. Bala yanındayken Asi’yi gidip alması da, Bala’dan kurtulması da mümkün değil... Bu çaresizlikten hiç hoşlanmıyor... Asi de daha keyifil değil ondan... söyleniyor kendi kendine... “İnsan bir sorar... bırakayım mı seni diye”... bir başkası duyuyor ama onu... Sarmaşık’a gitmek için yola çıkmış olan dedesi onu durakta beklerken farkediyor, torununu alıyor ve yerine teslim etmek için çiftlik yoluna dönüyor... Ağa’nın şöförü, kırmızı ışıkta durduklarında yanlarındaki arabanın, Demir’in aracı olduğunu farkediyor... Cemal Ağa durur mu?... Selam vermek için camı açtırıyor... Önce Asi, farkediyor... Demir’in yanında Bala oturuyor. Tam yatışmaya başlamıştı duyguları... Cevriye’yi kovduğunu sanırken Demir de nasıl durumu yanlış anlamıştı... herşey dışarıdan göründüğü gibi olmayabilir bazen, diye kendini kandırmıştı... gözlerine inanmamış, onun sözlerine inanmıştı... Demir’e inanmıştı... şimdi bu da nereden çıktı. Onlar birlikte iş yapıyor görünüyorlar, ama neden o zaman Demir, Bala’nın geleceğini bir sır gibi sakladı.

Demir... farkında bile değil olan bitenin. Aklı hala Asi’de... nasıl bir terslik bu böyle... ama daha görmedi tersliği, şimdi sıra ona gelmek üzere... Bala’nın seslenişiyle geliyor kendine... “Aaaa oteldeki kız değil mi bu Demir... neydi adı... Asi... Asi...”... Gözlerine inanamıyor Demir... Asi, yanlarında duran Cemal Ağa’nın arabasında... Bu kadar şanssız oluşuna da inanamıyor... her şeyin onu buluşuna da... Bugün ters bir tarafından kalkmış olmalı, bu kadarı artık fazla... İzzah edilecek bir şey olsa edecek ama o da yok... Pisipisine yaşıyorlar bu gerginliği onunla. Zor bekliyor yeşil ışığın yanmasını, bir an evvel buradan uzaklaşmalı... katlanamıyor daha fazla onun gözlerine bakmaya...

İhsan gece bir toplantıya davet ediliyor... ama gitmeden Asi’yi görmek istiyor. Birlikte odasına gidiyorlar, ona vermesi gereken bir emanet var, günboyudur cebinde bekliyor. Asi zaten bu emaneti biliyor... Babası soruyor...”İstanbul’da Demir ile birlikte olduğunu bu şekilde mi öğrencektim?”... Asi hiç bir şey saklamadı onlardan... böyle bir şey aklından geçmez. Aynı uçakta gittiler... tesadüfen karşılaştılar... İstanbul’u bilmiyor diye Asi’yi otele bıraktı. Fotoğraf daha fazlasını söylüyor Asi’den ama... İhsan daha açık soruyor... “Bu adamla ne var aranızda... Aşiyan’da seninle işi ne?”... Kaybolmuştu şehirde Asi, o tepeyi, Demir sayesinde bulabildi. Asi’nin soruları mukabele ediyor bu sorulara... o fotoğrafın Süheyla Hanım’ın eline geçişine... bir tesadüf olduğu öğreniliyor bunun da... ne kadar doğruysa.

Defne kendini tuhaf hissediyor... Hiç tanımadığı bir ortamda... tanımadığı eşyalarla... sevdiği ama bilinmedik yönleri olan bir adamla birlikte ilk defa evinden uzakta kalıyor. Özenle yatak örtüsünü katlayıp kenara koyuyor, kendi de yatağın başucuna oturuyor. Kerim Defne’nin gergin olduğunun farkında... ona gitar çalmayı teklif ediyor... Ama bu rahatlatmaktan çok uzak karısını... sonunda doğru yolu buluyor... Onunla konuşuyor. Sadece sarılsın ona ve uyusun güzelce Defne... kafası rahat olana kadar bekleyeceğini söylüyor.

Demir’lerin çiftliğinde... İstanbullu misafirleriyle çiftlik ahalisi yemekte... Melek soruyor Bala’ya... hava nasıldı İstanbul’da... Serin, burası gibi, diyor... Oysa buz gibi bu akşam Antakya’daki çiftlik evinde hava. Bala’da farkında... bu yemek biraz da onun zoruyla oldu galiba. Herkesin o kadar sorunu varki, kimsenin ruh hali müsait değil, Bala ile uğraşmaya. Ama davetsiz misafirler umduğunu değil, bulduğunu yer daima. Kötü bir şeyin üzerine mi geldim, diye de bir çıkarımda bulunuyor, herkesin bu kadar somurtmasına. Kötü sayılmız aslında, aileden Kerim yeni evlendi de... onun yokluğu tuhaf... hüzünlendiler galiba. Yemek kadar soğuk görünüyor içilen kahvelerde... Demir düşünüp taşınıp, hiç bir şey yapamadan duramayacağını anlıyor sonunda... Acil bir telefonum var diyerek terasa çıkıyor ve Asi’yi arıyor ama cevap alamıyor... Sonunda Bala’nın gitme vakti geliyor. Demir, “benim biraz işlerim var, yarın toplantıda görüşürüz” diyerek Bala’yı şoförle şehre gönderiyor. Kendisi eve bile girmeden Kozcuoğlu çiftliğine doğru yürüyemeye başlıyor...

Asi eve geldiğinde kısa bir bilgi veriyor salondakilere... Defne biraz üzgün... ama düzelecek... şehirde onlara bir ev tuttular... birkaç eşya aldılar... yerleştirdiler... Çeyizini öbür gün hep beraber götürürler... Bu gün çok koşturdu... ev eşya derken yoruldu... odasına çekilmek... herşeyden çok da yalnız kalmak istiyor hemen. Odasında yapayalnız bu akşam... belkide Defne’nin yokluğunu en çok o hissediyor... doğduğundan beri yanında olan abla... yok bir anda... Dün gece anlamamıştı olayın sıcağıyla ama böyle yalnız başına oturunca... ablasıyla sohbet ederek yatmaya hazırlandıkları bütün o günleri de geride bırakmış olduklarını farkediyor o odada. Elimizde olan şeylerin kıymetini bilemeyebiliyoruz nasılda... Ne derdi acaba Defne, Demir ile yaşadıklarına... Ayna’nın altındaki dolabından, bir tahta kutu çıkarıyor... kapağı açıldığında... iki kıymetlisi gözlerimizin önüne çıkıveriyor. Kıyıp bırakamamış inci tarağını... onunla çekilmiş resmiyle birlikte duruyor. O hatıralarla Demir yatağının üstüne kadar gelebiliyor. Gerçi Demir, biraz daha ileri gidiyor... o bunları düşünürken... telefonu çalıyor... Demir arıyor... belli ki onunla konuşmak istiyor. Ama bugün pek çok fırsatı oldu ona birşeyler söylemek için... şimdi söylemek istediklerini ise Asi duymak istemiyor. Telefonu çalar halde yatağın üzerine atıyor...

Avrupa Birliği kapsamında Antakya’da üretilecek yeni ürünleri izleme komitesine, fonları yönetecek, bu bölgeyi iyi tanıyan, adil biri aranmış... İhsan Bey bu göreve aday gösterilmiş. Davet edildiği toplantıda bu açıklanıyor İhsan’a... Kendisiyle birlikte gelmesini teklif ettiği Aslan, huzursuzluk çıkarıyor, terkediyor masayı... baba oğul geri dönüyor ama Aslan bileylenmiş durumda. Elinde Süheyla’dan aldığı senet dikiliyor İhsan’ın karşısına...

Yürüyüşü Kozcuoğlu Çiftliğin önündeki ağaçlara kadar varmış Demir’in... kapının önüne denk gelen açıklıkta canlı ateş yandığını görüyor Demir... Asi oturuyor başında... yanında babası ayakta... ne yapıyorlar gece gece orada... Biraz geriye çekilip, ağaçları siper alıyor vücuduna... gerek yok çok ortada olmaya. Konuşur gibi de görünmüyorlar hani... zaten İhsan dönüp giriyor içeri, kayboluyor evin kapısında. Babasını takip eden Asi’nin gözleri seçiyor ilerideki karaltıyı... kim var orada... Demir... cevap vermeyince kalkmış gelmiş... ne söyleyecek... ne söyleyebilir ki... duymak istemiyor bu saatten sonra... hele gözleri o uzaklıktan sanki kendisi suçluymuş gibi hesap soruyor ona... neden cevap vermedin telefonuma... Umurunda değil bu soruşlar, giriyor içeri o da. Yatağın üzerindeki tarağı ve resmi alıp fırlıyor dışarıya... ama İhsan ile Aslan bir şeyler konuşuyor merdivenin altında... kulak kabartıyor onlara... “Bu çiftlik yıllar sonra gerçek sahibini bulacak” diyor Aslan, ellerinde son senet... “Süheyla’nın, Melek’in, Demir’in yüreğine su serpilecek...”...... Bu nasıl bir oyun... Demir bunu nasıl yapar... ne kadar daha sürdürecek... ama daha fazla değil... Asi bu oyuna bir son verecek.

Demir gecede yalnız başına... elleri her zamarki sığınaklarında... umursuz adımlarla geliyor Asi’nin terkettiği ateşin başına... ruhunu ısıtabilir mi bu biraz acaba... buz gibi hissediyor çünkü şu anda. Çıtırtıları ulaşabiliyor ancak kulaklarına... biraz daha durursa belki ısısı da ulaşabilir bu ateşin ona... ....Asi’nin sesini duyuyor neden sonra arkasında... gözlerini yakından görmeye ihtiyacı yok, çok kızgın olduğunu anlamak için... sesinden, gözlerinden evvel, hışmı varıyor ona. Yüzüde yok aslında bakmaya... sakınmaya çalıştıkça daha beter oldu, keşke herşeyi açık açık söyleseydi ona. “Sen ne biçim insansın” diyerek geliyor Asi onun karşısına... “Bala konusunda haklısın...” diye başlıyor sözlerine... gözleri yerde, bakamıyor Asi’nin gözlerine... “benim içinde sürpriz oldu... kızdığını bildiğim içinde... ....” devam edemeden sözünü kesiyor Asi... “Kiminle ne yaptığın umurumda değil.” O zaman neye kızdı peki... Ne oldu?.. Neye mi kızdı... Demir’e... kanışlarına... baştan beri herşeyin yalan oluşuna... amacına ulaşmak için onlarla oynayışına... ama artık düştü maskesi, gelindi yolun sonuna... Hiç bir şey anlamıyor Demir... ne oluyor?... Asi, keşke onu hiç tanımasaydı, keşke hiç gelmeseydi buraya... Demir dokunuşlar’ı alamıyor bile keşkelerinin içine... o kadar incinmiş halde... Avucundaki tarağını gösteriyor ona... Demir’i saçlarının özgürlüğünde, bir hayale dokundurduğu gecenin anısını... Asi’yi önünde kendi rızasıyla eğdiren, bütün yaptıklarını süsleyen tarağı... ve ‘biz’e ait tek görüntüyü çıkarıyor cebinden... İstanbul’u taşıyan o kağıt parçasını... Demir’in Asi’yi onunmuş farzettiği, istenmeden Asi’yi ona verdiği... o zamanı... Ne bu fotoğrafı, ne bu tarağı istiyor Asi... kaybolsunlar gitsinler artık hayatından... ”Sana ait hiç bir şey bende kalsın istemiyorum...” diyerek kovuyor onu teninden... isteyişlerinden... Aklını kör eden duyguları, düşmanına zaafı... biraz evvel duyduklarıyla ihanete dönen aşkı... fırlatılıp atılıyorlar alevlere... herşey... ateşlerde yanmalı... mümkün olabilseydi de tadışlarını da fırlatıp atabilseydi böyle... ama onlar zaten yanıyor Asi’nin bedeninde...
-Bu fotoğrafta yerin yok senin... Ne fotoğrafta... ne hayatımda...

(I) N. Hikmet, 1947, Don Kişot
 
 
 
 
21. Bölüm
Kapsamlı Fragman